Oturduğum ilk daire kuzeye bakan tek pencereli bir salona sahipti. Öğlen saat on ikide bile lambayı açmak zorunda kalıyordum ve o yıl anladım ki koyu bir oda "kader" değil, çözülebilir bir problem. Kirada oturduğum için duvar yıkmak, pencere büyütmek gibi lüksüm yoktu; sadece elimdekilerle çalıştım. Aşağıda o dönemden bugüne denediğim, işe yarayanı yaramayandan ayırdığım koyu oda aydınlatma çözümleri var. Hepsi kendi başınıza, birkaç hafta sonu içinde uygulayabileceğiniz şeyler.
Alışverişe çıkmadan önce yaptığım en faydalı şey şuydu: sabah, öğlen ve akşamüstü olmak üzere üç kez odanın fotoğrafını çektim. Işığın hangi saatte nereye düştüğünü, hangi köşenin gün boyunca hiç aydınlanmadığını böyle gördüm. Bir köşenin sorunu ışık azlığı değil, önündeki dolabın gölge yapmasıydı mesela. Bunu fark etmeden aldığım ilk lambayı yanlış yere koymuştum.
Pencereyi serbest bırakın. Kalın, iki katlı, koyu renkli perdelerimi kaldırdığımda oda anında farklı bir yer oldu. Yerine ince keten benzeri, açık renkli tek kat perde astım. Perde rayını da pencere kasasının hemen üstüne değil, tavana yakın ve iki yana 20-25 cm taşacak şekilde monte ettim; böylece perdeler tamamen açıldığında cam yüzeyinin hiçbir yerini kapatmıyor. Pencere önündeki uzun boylu bitkiyi de başka bir köşeye taşıdım.
Camı ve pencere pervazını gerçekten temizleyin. Kulağa fazla basit geliyor ama şehir tozu birikmiş bir cam, giren ışığı gözle görülür şekilde azaltıyor. Ayda bir cam silmeyi rutinime aldım. Aynı şekilde pencerenin dış tarafındaki kirli sineklik teli de ciddi bir ışık filtresi; ihtiyaç duymadığım aylarda çıkarıyorum.
Aynayı pencerenin karşısına ya da yanına asın. En büyük fark yaratan hamle buydu. Pencerenin tam karşı duvarına 70x120 cm boyunda bir ayna astım; oda hem ikinci bir "pencere" kazandı hem de görsel olarak derinleşti. Küçük aynalar dağınık ve etkisiz duruyor, mümkünse tek büyük parça tercih edin. Yere dayalı boy aynası da kiracılar için delik açmadan çalışan güzel bir alternatif. Aynanın karşısına ne yansıdığına dikkat edin; kalorifer peteği yerine bir bitki ya da tablo yansıması daha hoş oluyor.
Duvarları ve tavanı açın. Renk seçimi konusunda uzun uzun düşündüm ve sonunda kırık beyaz tonunda, mat değil ipek mat bir boya kullandım. Parlaklığı biraz olan boyalar ışığı yansıtıyor, tam mat yüzeyler yutuyor. Tavanı duvardan bir ton daha açık bıraktım. Renk paletiyle ilgili karar veremiyorsanız, sitedeki renk seçimi rehberinde ışık yönüne göre ton önerileri var; kuzeye bakan odalarda soğuk grilerden kaçınıp krem, kum, açık şeftali gibi sıcak nötrlere yönelmek daha iyi sonuç veriyor.
Tek tavan lambası yerine üç katmanlı aydınlatma kurun. Ortadaki avize odayı asla eşit aydınlatmıyor, sadece tavanı parlatıp köşeleri karanlık bırakıyor. Ben şu düzeni kurdum: genel aydınlatma için tavan armatürü, okuma köşesinde bir lambader, konsol ve sehpa üzerinde iki masa lambası. Karanlık köşeye yönlendirilmiş bir zemin spotu da ekledim. Ampullerin tamamını 2700-3000 K aralığında, aynı renk sıcaklığında seçtim; farklı tonların karışması odayı huzursuz gösteriyor. Ev atmosferi yaratma konusunda aydınlatmanın mobilyadan daha belirleyici olduğunu bu deneyle öğrendim.
Yansıtıcı yüzeyleri çoğaltın. Cam sehpa, pirinç veya krom detaylı aksesuarlar, cilalı seramik vazolar, saten yüzeyli kırlent kılıfları... Bunlar ışığı odanın içinde dolaştırıyor. Odanın en karanlık köşesine cam kapaklı bir vitrin koydum, gölge alanı belirgin şekilde canlandı.
Mobilyayı alçaltın ve pencereden uzaklaştırın. Yüksek arkalıklı, koyu ahşap gardırobumu odanın giriş tarafına aldım; pencere tarafında sadece alçak bir sehpa bıraktım. Alan kullanımıyla ilgili prensip basit: göz hizasının üstünü boş bırakmak oda ferahlığını artırıyor. Ayaklı, altı görünen mobilyalar da zemin yüzeyini gösterdiği için odayı büyütüyor.
Zemini açık renkli bir halıyla dengeleyin. Koyu parkeli odada açık bej dokuma bir halı, alt bölgeyi ciddi biçimde aydınlattı. Halının kenarları koltuğun ön ayaklarının altına girecek kadar geniş olsun; küçük paspaslar tam ters etki yapıyor.
Az ışık alan bir mekânı açmanın formülü üç